Tem 11

ANNE SÜTÜ VE EMZİRME

 

AĞIZ SÜTÜ ( Kolostrum )

Meme’de ilk yapılan koyu kıvamlı ve sarımsı renkte süte kolostrum denir. Doğumdan sonra ilk üç gün salgılanır. Bazen gebelik sırasında da göğüslerden salgılanır. Bazı yörelerde bu süt bebeklere verilmemektedir. Bu kesinlikle yanlış bir uygulamadır. Kolostrum bebekler için çok yararlıdır.
– Bebeği sık görülen enfeksiyon hastalıklarına karşı korur. Çünkü koruyucu antikorlardan çok zengindir.
– Kolostrum, daha sonra salgılanan süte göre protein, mineral ve vitaminlerden zengin, yağ ve karbonhidrattan fakirdir.
– Bağırsak hareketlerini uyarıcı etkisi vardır. Bu da bebeğin mekonyumunu kolayca çıkarmasını sağlar.
Bu nedenle doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek emzirilmesi için anneye verilmelidir. Başlangıçta az miktarda gelen ağız sütü bebek için yeterlidir. Bebek emdikçe miktarı giderek artar

ANNE SÜTÜ BEBEĞE KAÇ AYA KADAR VERİLMELİDİR?

Anne, mümkün olduğu kadar, ya da istediği kadar uzun süre bebeğini emzirmelidir. Ancak anne sütü altıncı ayda doğum ağırlığının 2 katı olmuş bebeğe yetmez. Genellikle anne (bazı istisnalar dışında), ancak altıncı aya kadar bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlayacak kadar süt üretir. Ayrıca, çok uzun süre yalnız anne memesiyle beslenen bebek memeye bağlanır, kaşıkla yemek istemez, değişik besinlerin tadına ve kıvamına alışması zor olur. Anne sütü tek başına büyüyen bebeğe yetmez, bebek diğer besinleri de almak istemeyince büyüme ve gelişmesi yavaşlar, hatta zamanla büyüme durur ve çocuk hastalanır. Unutmayalım anne sütü ancak 6 aya kadar çocuğun tek besinidir.6. aydan sonra 2 yaşına gelene kadar uygun ek gıdalar ile birlikte anne sütü vermeye devam etmelisiniz.
Bebeği ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek ne kadar önemli ise, zamanında uygun ek gıdalara başlamak da bebeğinizin sağlıklı gelişimi için çok önemlidir.

GÖĞÜSLERİNİZDE SÜT BİRİKİRSE NE YAPMALISINIZ?

Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizde  süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün sürer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz.
Bu durumda yapmanız gerekenler:
⇒ Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını kontrol edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir.
⇒ Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
⇒ Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden önce anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucu da daha çok belirginleşir.
⇒ Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın
Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.

GÖĞÜS UCUNUZUN YARA OLMAMASI İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma hissetmeniz normaldir . Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vücut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin.
Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktorunuzla temasa geçin.

EMZİREN ANNENİN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER

Emziren annelerin diğer kadınlara göre besin gereksinimi daha fazladır.
Emziren annelerin günde en az 4 litre sıvı almaları gerekir. Bu sıvı, su, süt veya evde yapılmış komposto ve çorbalar şeklinde olabilir. Emziren anneler öğün atlamadan yemek yemeli, mümkün olduğunca ara öğünlere yer verilmelidir.
Emziren anne bebeğinin ve kendi sağlığı için sigara içmemeli, çay ve kahve gibi içecekler tüketmemelidir.
Gaz yapıcı yiyecekler yememelidir.
Sıkıntı, stres ve kaygı gibi durumlar süt salınımını azaltacağından, anne bu gibi ortamlardan uzak durmalıdır.
Dengeli beslenmeye dikkat etmelisiniz.
Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
Hamilelik sırasında aldığınız doğum öncesi vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebeler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter.
Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın

ANNE SÜTÜNÜN ÖZELLİKLERİ
ANNE SÜTÜ VE ÖNEMİ

Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür. Çocuğun anne sütü ile beslenmesinin sayısız yararlan vardır. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa zamanda artacaktır.
Anne Sütünün Özellikleri:
Anne sütü tek başına ilk 4-6 ayda D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılar.
İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır. Çünkü anne sütü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir.
Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli minerallerin (çinko, demir) emilimini
kolaylaştırır.
Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit) inek sütünden 8 kat daha fazladır.
Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca fazla protein ve mineralin idrarla atılması gerekmediği için, anne sütü ile beslenen bebeklerde, böbreğin yükü hafifler.
Anne sütündeki antikorlar bebeği mikroplu hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır.
Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ateroskleroz (damar hastalıkları) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur.
Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama yada inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol miktarı ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda ateroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir.
Anne sütündeki laktoz miktarı çok yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır. Bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar.
Vitamin özellikle A ve C vitaminleri inek sütüne oranla daha yüksektir.
Anne sütü her zaman temiz ve hazır bir besindir. Hazırlama ısıtma gibi zorlukları yoktur.
Yapay beslenen bebeklerde görülen süt alerjisi anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Çünkü inek sütünde bulunan allerjen proteinler anne sütünde yoktur.
Pişikler anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür.
 Süt salgılama süreci rahim kasılmasına yol açar. Bu nedenle doğumdan sonra anne emzirmeye ne kadar erken başlarsa rahim  o kadar kısa sürede küçülür ve normal haline döner.
Bebeğini kendi sütü ile besleme anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirerek bebeğin duygusal doyumunu sağlar.
Erken (preterm) doğum yapan annelerin süt bileşimi zamanında (miyadın da) doğum yapanlardan farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerir. Bu farklılık preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya uygundur.
Kaynak:Sağlık bakanlığı tarafından hazırlanan ” toplumun beslenmede bilinçlendirilmesi “adlı kitaptan alınmıştır.

ANNE SÜTÜ NASIL SAKLANIR?
Anne Sütünün Sağılması ve Saklanması

Bebeğinizden uzak kaldığınız durumlarda da bebeğinize anne sütünü verebilirsiniz. Bu önceden göğüslerin sağılması ve gerekli olduğunda bebeğe verilmesi şeklinde olur. Göğüslerin sağılması için elektrikli veya elle çalışan süt çekme pompalarına ihtiyacınız var.

Sütün Sağılması Şu Durumlarda Yararlıdır:

Tıkanık, şiş memeyi rahatlatmak için,
Çökük bir meme başından emmeyi öğreninceye kadar bebeği beslemek için,
Memeyi istemeyen bir bebeği, emmekten hoşlanmayı öğrenene kadar beslemek için,
Düşük doğum tartılı ve kuvvetli ememeyen bir bebeği beslemek için,
Bebek yeterli miktarda ememiyor ise, sütün boşuna akmasını önlemek için,
Anne ya da bebek hasta ise sütün geri kaçmasını önlemek için.

Hazırlanma ve Temizlik

Göğüslerinizi sağmadan önce mutlaka ellerinizi yıkayın.
Göğüslerinizi temiz tutmak için günde bir kez banyo veya duş almak yeterlidir.
Her kullanımdan önce pompanın setlerini sıcak sabunlu su ile yıkayınız.
Hastaysanız ve bir ilaç almanız gerekiyorsa doktorunuza danışınız.

Sütün Toplanması

Her seansta sağdığınız sütü plastik, temiz bir şişeye veya plastik süt toplama poşetlerine koyabilirsiniz.
Şişeleri ucunda emziği olmadan kapak ile sıkıca kapatınız. Poşetler ise lastik bir band ile kapatılabilir.
Sağdığınız ve poşetlediğiniz her sütün üzerine bebeğinizin ismini ve tarihi yazmayı unutmayın.

Anne sütünün saklanması

Sağdığınız sütü dondurmadan 3 gün ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+1 ile +4 oC arasında) saklayabilirsiniz.
Buzlukta (-7 ile -2 oC arasında) 3 haftaya kadar saklanabilir.
Derin dondurucuda (-18 oC’nin altında) 6 aya kadar saklanabilir.

Donmuş sütü eritme

Buzdolabında yavaş olarak eritiniz (100 cc sütün erimesi birkaç saat sürebilir).
Sıcak suyun altında bir kap içinde daha hızlı olarak eritme de yapılabilir.
Donmuş sütü oda sıcaklığında bekleterek eritmeyin.

Sütün ısıtılması 

Soğuk süt, akan ılık su altında veya bir biberon ısıtıcısında ısıtılabilir.
Sütü fazla ısıtmayın. Sütün kesilmesine ve bazı proteinlerin hasar görmesine neden olabilir.
Sütü eritmek veya ısıtmak için mikrodalga fırınların kullanılması önerilmemektedir.

Diğer önerilerimiz:

Sütü 1 saatten fazla oda ısısında bırakmayın.
1 saatten fazla oda ısısında bırakılmazsa ısıtılarak tekrar kullanılabilir. İkinci kullanımdan sonra kalan sütü atmalısınız.
Eritilmiş sütü tekrar dondurmayın.
Sütü buzdolabın kapağına koymayın.
Sütler bir termos içinde buz ile birlikte taşınmalıdır.

ANNE SÜTÜ NASIL OLUŞUR?
Gebelik dönemi boyunca annenin memeleri doğacak bebeği için gerekli sütü üretecek bir fabrika haline gelir.Meme hacim olarak büyür ve daha çok kanlanır.

Meme ucu etrafını çevreleyen koyu renkli kısma areola denir.Burada koku salgılayan montgomery bezleri milimetrik tomurcuklar halinde belirginleşir.Memenin içlerine doğru süt salgılayan hücre kümeleri ( alveol ) ve etraflarında kasılarak alveol içindeki sütü süt kanallarına iten kas lifleri bulunur.Geri kalan meme dokusu destek ve yağ dokusu olup bu dokunun çokluğu yada azlığı memenin şekil olarak yapısını belirler.Her memede benzer sayıda süt bezi vardır.Bu yüzden memenin küçük yada büyük oluşu süt verimine etkili olmaz.

Meme başının uyarılması hipofiz adı verilen salgı bezinden oksitosin ve prolaktin denilen iki hormon salgılatır.Prolaktin süt bezlerinde süt üretimini sağlarken, oksitosin süt bezlerini kasarak sütün kanallara itilmesini sağlar.Bu kanallar areolaya geldiklerinde genişleyerek laktifer sinüs denilen süt havuzlarını oluşturur.

Meme başı ile birlikte areolanın geniş kısmını kavrayan bebek bu sinüsleri sıkarak meme başından sütü alır.Prolaktin yani süt üreten hormon sık emzirmede ve özellikle gece daha çok salgılanır.Bu yüzden sütünün artmasını isteyen annelerde gece emzirmeleri önemlidir.Oksitosin refleksini uyarmak ise özellikle sütünü sağmak durumunda kalan annelerde çok önemlidir.

Mar 14

14 Mart Tıp Bayramı

Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Türkiye’de tıp alanında çalışanlar için bir anma ve kutlama günü olan 14 Mart sağlık çalışanlarının sorunlarının da dile getirildiği bir gün.
Tıp alanında çalışanlar için hem bir kutlama, hem çalışma alanındaki sorunlara dikkat çekme, hem de meslekteki önemli olay ve kişileri anma etkinliği olan 14 Mart Tıp Bayramı, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul ediliyor.

14 Mart, 1827’de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı’daki Tulumbacıbaşı Konağı’nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulduğu gün.

TIP MENSUPLARININ YURT SAVUNMA HAREKETİ

İlk kutlama, 14 Mart 1919’da işgal altındaki İstanbul’da yapıldı. O gün tıp okulu öğrencileri, Hikmet Boran’ın önderliğinde işgali protesto etti. O dönemin ünlü doktorlarının da destek verdiği protesto, tıp bayramında, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak tarihe geçti.

İLK TÜRKÇE TIP DERSİ BAŞLADI

Türkiye Cumhuriyeti’nde 1929’den 1937’ye kadar bu bayram, 12 Mayıs tarihinde kutlandı. Bu tarihin belirlenmesinde Bursa’daki Yıldırım Darüşşafaka’nda ilk Türkçe tıp derslerinin başlamasından dolayı kabul edildi ancak zamanla bu uygulamadan vazgeçilerek yeniden eski tarihe dönüldü. 1976 yılında ise 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasının yanı sıra, bu tarihi içine alan tüm hafta Tıp Haftası olarak kabul edildi.

DÜNYADA FARKLI TARİHLERDE KUTLANIYOR

Dünyada benzer kutlamalar, farklı tarihlerde yapılıyor. Örneğin ABD’de ameliyatlarda genel anestezinin ilk defa kullanıldığı 30 Mart 1842 tarihinin yıldönümü; Hindistan’da ünlü doktor Bidhan Chandra Roy’un doğum (ve aynı zamanda ölüm) yıldönümü olan 1 Temmuz günü “Doktorlar Günü” olarak kutlanıyor.

Şub 22

Fiziksel Aktivite Sağlıklı Yaşam

Hareketsizliğin Sonuçları Nelerdir?
Değişik toplumlar için uygun olan fiziksel aktivite şiddeti, türü ve sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte, günlük orta şiddette 30 dakika egzersiz önerisi konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Gençler için daha uzun sü­reli, daha şiddetli egzersizlerin yapılması kemik ve kaslarının daha sağlıklı olmasını sağlamaktadır. Fiziksel aktivite; ağır, yorucu maraton koşusu ya da rekabete dayalı sporların yapılması demek değildir. Çocukların okula yürüyerek gitmesi, parkta yürüyüş yapmak, asansör yerine merdivenleri kullanmak, otobüsten iki durak önce inerek yürümek fiziksel aktivite ola­rak değerlendirilmektedir.

Dünya nüfusunun %60’ının yeterli fiziksel aktivitede bulunmadığı düşü­nülmekte ve özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki yetişkinlerin yaşamları­nın daha hareketsiz olduğu bilinmektedir. İnsanlar için çocukluk ve genç erişkinlik dönemi kişilere fiziksel aktivite alışkanlığının kazandırılması ve yaşam boyu devam ettirilmesi için en uygun dönemdir. Genç yaşta edi­nilen hareketsiz bir yaşam alışkanlığı ve yerleşmiş olan kötü beslenme alışkanlıklarını daha sonraki dönemlerde değiştirmek çok zordur.
İnsan yapısı açık bir şekilde fiziksel aktivite için tasarlanmıştır. Geçen 20 yılda, geniş topluluklar üzerinde yapılan ve diğer deneysel çalışmalar­da bulunduğu gibi hareketsizliğin hastalık ve erken ölüme neden olduğu kanıtlanmıştır.

Fiziksel Aktivitelerimizi güncel yaşamımıza yansıtalım!
♦-Aktivite/egzersiz alışkanlıklarınızı sağlıklı bir beslenme düzeni ile des­tekleyin.
♦-Egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında yeteri kadar su içmeyi unutma­yın.
♦-Aç ya da tok olarak egzersize başlamayın. Egzersizden 4 saat önce ana öğününüzü tüketmiş olmalısınız.
♦-Aşırı egzersiz besin öğelerine olan gereksiniminizi arttırır, bu nedenle yeterli ve dengeli beslenin. Besin çeşitliliğine önem verin.
♦- Egzersizden hemen önce meyve suyu, çikolata, şekerlemeler vb. ba­sit karbonhidrat ve yüksek yağ içeren besinleri tüketmeyin.
♦-Egzersizin süresi 1 saati aşıyorsa %6-8 karbonhidrat içeren içecekler tüketilmesi gereklidir.
♦-Televizyon izlerken, bilgisayar karşısında çalışırken veya sadece din­lenirken bir defada 30 dk. dan fazla oturmayın.
♦-Yapmaktan hoşlandığınız, yaşam şeklinize uygun ve uzun süre devam ettirebileceğiniz bir aktivite seçin.
♦-Esnek bir aktivite planınız olsun. Eğer bir, iki gün hiç egzersiz yapmazsanız kendinizi suçlu hissetmeyin. Unut­mayın, aktivitenin aylarca veya yıllarca istikrarlı bir şekilde sürmesi daha önemlidir. – Egzersize başlamadan önce doktorunuza danışın ve kendinize birden yüklenerek çok zorlamayın.
♦- Aracınızı park edin ve yürüyün; Yürüyüş için bütün ola­nakları kullanın. Günün sonunda kendinizi daha iyi hisse­deceksiniz.
♦-Eve veya işyerine giderken otobüsten birkaç durak önce inerek geri kalan yolu yürüyün.
♦-Asansör yerine merdiven kullanın.
♦-Üzgün olduğunuzda veya sıkıldığınızda yürüyüşe çıkın.
♦-Arkadaşlarınızla beraber yapabileceğiniz aktivitelere katılın.
♦-Akşamlarınızı tembel bir şekilde geçirmeyin. Televizyon izlerken çe­şitli egzersizler yapın.
♦- Egzersiz yaparken uygun kıyafet ve ayakkabı giyin.
♦- Ev işlerinizi yapmak için birini tutmak yerine kendiniz yapın.
♦-İşyerinizde, okulunuzda düzenlenen spor turnuvalarına katılın.
♦-Fiziksel olarak aktif değilseniz ne zaman ve nasıl aktif olabileceğinizi belirleyin ev işlerine daha çok fiziksel güç harcayın.
♦-Yavaş başlayın, kısa bir süre içerisinde çok fazla yapmayın.
♦- Bedeninizi dinleyin Eğer baş dönmesi, mide bulantısı, ağrı ve çok fazla yorgunluk hissedersiniz bu kısa bir süre içerisinde çok fazla egzersiz yaptığınızın göstergesidir.
♦- Eğer yaptığınız egzersizle rahatsanız miktarını artırın ve aşamalandı­rın.
♦-Bir haftada beş veya daha fazla gün, yarım saat, orta yoğunlukta fizik­sel aktivite yapmayı amaçlayın

Şub 21

DÜNYA BÖBREK GÜNÜ

KRONİK BÖBREK HASTALIĞI

Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) dünyada ve ülkemizde salgın halini almış önemli bir halk sağlığı sorunudur. Erken saptandığında sıklıkla önlenebilir veya ilerlemesi geciktirilebilir. Ancak farkındalığının ve erken tanısının düşük olması birçok vakada erken teşhise imkan vermemektedir.

İnsanımızın hastalığın farkında olmaması nedeni ile son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) gelişmekte ve yaşam kalitesi bozulmaktadır. Yüksek maliyetli diyaliz ve böbrek nakli tedavileri ile bireyin ve ülkenin sağlık bütçesini ciddi olarak tehdit etmektedir.

Türk Nefroloji Derneğinin ülkemizde yaptığı bir tarama çalışması, Türkiye’de her 6-7 erişkinden birinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı bulunduğunu göstermiştir.

Bakanlığımız ile Türk Nefroloji Derneği ve Anadolu Böbrek Vakfı işbirliği ile böbrek sağlığı ve hastalıkları konusunda toplum bilincini artırmak, erken tanının önemini vurgulamak ve kronik böbrek hastalığının insan sağlığı ve ülke ekonomisi üzerindeki ağır yükü hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla 9 Mart günü ve haftasında çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. 2017 yılı Dünya Böbrek Günü teması “Sağlıklı Böbrekler İçin Sağlıklı Yaşam” olup obezitenin zararlı sonuçları ve böbrek hastalığı ile ilişkisi ele alınmaktadır.

Obezite ve Böbrek Hastalıklarının Gelişimi

Obezite, sağlığa zarar verebilecek anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanır. Obezite genel popülasyonda, ölüm riskini arttırır ve kalp rahatsızlığı, diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, obstrüktif uyku apnesi, yağlı karaciğer, safra kesesi hastalığı, osteoartirit, çeşitli kanserler ve zihinsel rahatsızlıklara neden olup yaşam kalitesini düşürür.

Obezite, kronik böbrek hastalığının gelişimi için güçlü bir risk faktörüdür. Diyabet ve hipertansiyon gibi Kronik Böbrek Hastalığının (KBH) başlıca risk faktörlerinden olup KBH ve son dönem böbrek hastalığının (SDBH) gelişimi üzerinde doğrudan bir etkisi vardır. Obeziteden etkilenen bireylerde böbrekler, artan vücut ağırlığına bağlı talepleri karşılamak için normalden daha fazla çalışır. Böbrek iş yükündeki artış böbrek hasarına ve uzun vadede son dönem böbrek hastalığının gelişme riskinin artmasına neden olabilir. Fazla kilolu veya obez olan insanlar normal vücut ağırlığına kıyasla SDBY geliştirmede 2 ila 7 kat daha fazla riske sahiptir

Kronik Böbrek Hastalığından Korunmak için Sekiz Altın Kural:

  1. Sağlıklı beslenin ve vücut ağırlığınızı koruyun
  2. Düzenli egzersiz yapın
  3. Tuzu azaltın
  4. Yeterli sıvı alın
  5. Sigara içmeyin
  6. Ağrı kesici ilaçlardan kaçının
  7. Kan basıncınızı ve kan şekerinizi düzenli olarak ölçtürün
  8. Risk grubunda iseniz böbreklerinizi düzenli olarak kontrol ettirin

Kronik Böbrek Hastalığı Tedavisi

Kronik böbrek hastalığı erken dönemde saptanır ve uygun şekilde tedavi edilirse ilerlemesi engellenebilir veya yavaşlatılabilir ve yüksek ölüm riski azaltılabilir. Hastalığın tedavisi diyet ve bazı ilaçlardan oluşur. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa yararı o kadar fazla olur.

T.C. Sağlık Bakanlığı, Türk Nefroloji Derneği ve Anadolu Böbrek Vakfı iş birliğinde yürütülen Türkiye Böbrek Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı çerçevesinde tüm hekimler, kamu yetkilileri, Ulusal örgütler  ve Ulusal ve yerel medya birlikte çalışmalıdır.

Gelecek nesillerimiz için herkesin el birliği içerisinde obezitenin önlenmesi ve böbrek hastalıklarından korunması için çalışması gerekmektedir.

 FAZLA KİLOLARINIZ SADECE AYAKLARINIZI DEĞİL BÖBREKLERİNİZİ DE YORAR!